Üst tarafını viskon iplerle, etek kısmını koton iplerle ördüğüm bir model.
Eteği yaparken tığımı küçükten büyüğe doğru seçtim; bu, modelin detaylarına daha fazla önem vermemi sağladı. Kemer kısmını ince bir tığ ile yaptım; bu sayede bel bölgesinin daha şık ve zarif görünmesini sağladım. Kemerin ince yapısı, etekle kombinlendiğinde hem rahatlık hem de estetik bir denge oluşturuyor.
Sonuçta, bu model benim için sadece bir kıyafet değil, aynı zamanda bir yaratıcılık ve el becerisi projesiydi. Her aşamada büyük bir keyif alarak çalıştım ve ortaya çıkan eseri giydiğimde hissettiğim mutluluk, tüm emeğimin karşılığını fazlasıyla verdi. Bu tür projeler, bana el işlerinin sakinleştirici etkisinin yanı sıra, aynı zamanda kendimi ifade etme fırsatı da sunuyor.
Uzun zamandır bloğuma gezi yazısı eklememiştim. Hatta seneler oldu. Şimdi yeniden bir başlangıç yapmak istedim ve bu, hem yurt içi hem de yurt dışı seyahatlerimi paylaşmak için harika bir fırsat.
Buraya son eklediğim Almanya gezisinden beri bir çok farklı destinasyon keşfettim. İlk olarak Almanya’da Münih ve Stuttgart’ı ziyaret etmek beni çok etkiledi. Her iki şehir de zengin tarihleri ve kültürel dokuları ile dikkat çekiyor. Münih’in hareketli atmosferi ve Stuttgart’ın yeşil alanları arasında geçirdiğim zaman unutulmazdı.
Avusturya’nın başkenti Viyana, huzur dolu sokakları ve muhteşem mimarisi ile beni derinden etkiledi. Prag ise, masalsı havası ve tarihi köprüleriyle büyüleyici bir deneyimdi. Milano ve Verona ise beni İtalya’nın sanatsal ve gastronomik zenginlikleriyle tanıştırdı. Özellikle Lago di Garda, doğal güzellikleriyle gözlerimi kamaştırdı.
Cenevre’de geçirdiğim zaman, gölün sakinliği karşısında ruhumu dinlendirdi. Londra’da ise, tarihi ve modern yapılar arasında yürüyüş yapmak, şehrin enerjisini hissetmemi sağladı. Yunanistan’a yaptığım son seyahatte Samos ve diğer adalar, denizin ve güneşin tadını çıkarmak için mükemmel yerlerdi.
Türkiye içerisinde de birçok güzel şehir gezdim. Gaziantep’in kendine has mutfağı, Şanlıurfa’nın tarih dolu sokakları, Mardin’in taş yapıları, Konya’nın mistik atmosferi, Kayseri’nin tarihi değerleri ve Kapadokya’nın benzersiz doğal oluşumları, seyahatlerimi zenginleştiren duraklardı. Aklıma gelmeyen daha birçok güzel şehri ziyaret ettim. Keşke gezdikten sonra direkt buraya yazsaydım, böylece deneyimlerimi daha taze bir şekilde paylaşabilirdim. Şimdi hepsi birer anı olarak kalmış durumda, ama yeniden yazmaya başlamak, bu anıları yeniden canlandırmak için harika bir yol olacak.
O halde Samos gezimize başlayalım.
Bizim çok çok yakınımızda olan Samos adasını ziyaret etmek için Samos adasına Seferihisar’dan kalkan gemileri kullandık. Bayram dolayısı ile yoğunluk mu vardı bilmiyorum çünkü geçen senede Midilli adasına gidişimiz yine bayrama denk gelmişti.Gemi kalkış saati çok erken olduğu için sabah 5’de evden çıktık ve Teos limanına vardık.
Yolculuk başlarken mutlaka bir fotoğrafımızı çekeriz 🙂
Samos adasına vardıktan sonra araba kiraladığımız yere gittik ve aracımızı teslim aldık. Araç kiralama sahipleri o kadar dostça karşıladılar ki bütün yorgunluğumuzu unuttuk. Adanın sıcak atmosferi ve samimi insanları, seyahatimizin başından beri hissettiğimiz yorgunluğu bir anda unutturdu. Kiraladığımız aracın kapısını açar açmaz, adayı keşfetme heyecanıyla dolmaya başladık. Rüzgârın hafif esintisi ve güneşin sıcaklığı, yolculuğumuzu daha da keyifli hale getirdi.
Biz konaklama için Samos’ta bulunan Limnionas koyunu tercih ettik. Limnionas Batı Samos’ta ,Kerkis Dağı eteğinde,zeytin ve çam ağaçlarıyla çevrili sakin bir koyda yer alıyor. Otelimiz de hemen koyun önünde olan Studios Limnionas idi. Bu seçimin arkasında, koyun eşsiz güzelliği ve sakin atmosferi yatıyordu. Limnionas, turistik kalabalıklardan uzak, huzurlu bir konaklama imkânı sunarak, tatilimizin dinlendirici geçmesine olanak sağlıyordu.
Otelimize vardığımızda, deniz manzarasına sahip olan odalarımız bize büyüleyici bir karşılama yaptı.
Yemek yediğimiz ilk yer otelin hemen yürüyüş mesafesi yakınlığında bulunan Epiouzion Restaurant idi. Burada, harika deniz mahsülleri yiyebilir ve güzel bir uzo içip için çok keyifli vakit geçirebilirsiniz.
Keyifli bir akşamdan güzel bir hatıra
İkinci akşam ise yemek için Limnionas’a arabayla 15-20 dakika kadar uzaklıkta olan Kampos’a gittik. Kampos, Marathokampos köyünün bir parçası. Burada bir Yunan işletmeciye ait olan Restaurant Nostos isimli harika bir restorana gittik. Buraya gitme sebebimiz restoranın kendi odunlu fırınına sahip olmasıydı ve yoldan geçerken harika pizza kokuları almamızdı. Restorana vardığımızda, samimi ve sıcak bir karşılama ile karşılandık. Yemek bitiminde restoranın sahibi bize kendi yaptığı Limoncello’dan ikram etti,tavırları gerçekten çok samimiydi ve iki millet olarak ne kadar çok ortak kültürümüz olduğundan ve kardeşliğimizden bahsettik 🙂 Kendisine samimiyeti için buradan da tekrar teşekkür etmiş olalım 🙂
Yunan dostlarımızın yaptığı pizza bir harikaydı 🙂
Burada bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Limnionas’da kalırken sabahları seyyar manav arabası geçiyordu ve meyvelerini anons edip satıyordu. Meyvelerin isimleri size hiç yabancı gelmeyecek. Çeri çeri melon,karpuzi,şeftali,nektari :)))
Ve gelelim son akşam yemeğini yediğimiz yere. Gündüzleri vaktimizi denizde dinlenerek geçirdik o yüzden burada sizlere sadece akşamları gittiğimiz restoranları anlatabildim,aslında faydalı olacağını düşünüyorum çünkü gerçekten Samos’a gittiğinizde ziyaretinize değecek yerler.
Son akşam muhteşem bir manzara eşliğinde harika bir deniz mahsülleri yemeği yedik. Burası gerçekten bugüne kadar yemek yediğim en iyi manzaraya sahip olan restoran olabilir. Restoranın adı Psili Ammos Restaurant ve Limnionas’a araç ile 10 dakika mesafede.
Restoranın menüsü bir harikaydı,her şey çok çok tazeydi. Kalamar dolması ve ahtapotu hiç bu kadar lezzetli yememiştim. Ayrıca burada çok sevdiğimiz Dolmadakia yani Sarma yedik 🙂 O da gerçekten harikaydı. Burayı da şiddetle tavsiye ederim.
Gezimizin son gününde de Samos adası merkezini ziyaret ettik ve orada tabii ki hemen bir hobi dükkanı karşıma çıktı. Dükkan sahibi çok tatlı bir hanımdı. Hemen kendisine örgü ördüğümden bahsettim. Onun da annesi örgü örüyormuş ve dükkanında annesinin yaptığı ürünlerin yanında ip ve hobi malzemeleri satıyor. Birbirimizi Instagram’a ekledik ve oradan da tatlı ipler alıp çıktım 🙂 Dükkanın ismi Arty Vein.
Tabii ki de bu geçen süre içinde örgümü ördüm,çevremdeki ”Acaba bu kadın ne örüyor ? ”bakışlarını üzerimden eksik etmemeye özen gösterdim :))
Çok uzun zamandır sitem adına pek bir şey yapamadım,zaten pek okuduğunuz gördüğünüz de yok ama olsun 😂 E tabi siz de haklısınız üretmezsen ilerleyemezsin. Susarsan,üretmezsen kim seninle iletişim kursun öyle değil mi ?
Neyse… Bugün size özgürlük adına bir kaç şey diyeceğim.
Zaman geçtikte,yaşım ilerledikçe daha da fark ettim ki; insanlar bu hayatta birbirlerine karışmaya bayılıyor ! Hadi bazı insanlar diyelim… Öyle konuşuyorlar öyle karışıyorlar ki,karşısındakinin özgüvenini düşürecek noktaya geliyorlar. Bırakın yahu başkasının ne yaptığını 😄 Siz kendi hayatınıza bakın .
Mesela birisi bir şey yapmış veya yapacak diyelim bir iş bir hobi ya da herhangi bir şey. Mutlaka heves kırıcı biri çıkar. Eleştirmek başka bir şeydir. Heves kırmak başka bir şey. Sanırım ayarlanamayan şey bunun ayarı. Eleştirinin dozunu kaçırınca artık bu karışmaya giriyor. Yönetmek istiyor karşı tarafı. İlla onun istediği gibi olmalı her şey…
Bu tür insanlarla karşılınca en güzeli hiç takılmamak,kulak asmamaktır. Yoksa sizi mutsuz ederler. Siz bakın kendi yolunuza !
Hayat renklerle dolu…Özgür olmalı bu hayatta…Sadece bir renk yapamayız hiç bir şeyi. Bırakalım da insanlar renkleri birbirine karıştırsın 🌈
Neowise kuyruklu yıldızı çoğunuz duymuşsunuzdur. Sanırım bu ayın sonuna kadar gözlemleyebileceğiz onu.
Yukarıdaki fotoğrafları ben Neowise kuyruklu yıldızını çıplak gözle gözlemlerken çektim. Gerçekten harikaydı görmek. Çok heyecan vericiydi. Uyanmak için kurduğum saat çaldıktan sonra dışarı çıktığımda, gökyüzüne bakıp Neowise’ı daha ararken bile kalbim hızla çarpıyordu ! Tabii ki siz hiç bir şey göremiyorsunuz burada çünkü telefon kamerasını kullanarak amatörce çektim bu fotoğrafları. Ama ben görebiliyorum sanki biraz fotoğraflarda,ya da bana öyle geliyor 😀
Kuyruklu yıldızı çıplak gözle görebilirsiniz hala. Ben bu fotoğrafları 11-12 temmuzda sabaha karşı 04:00 – 05:00 arasında çektim. Görünmese de buraya koymak istedim hatıra olarak çünkü Neowise tam 6700 sene sonra tekrar dünyanın yakınından geçecekmiş ! İnanılmaz geliyor değil mi ?
Eğer Neowise kuyruklu yıldızını görmediyseniz hala şansınız var. Güneş battıktan hemen sonra Büyük Ayı takımyıldızının altına,kuzey batıya bakmanız gerekiyor. Büyük Ayı takım yıldızını çoğumuz biliriz ama eğer yardım isterseniz telefonunuza SkyView uygulamasını indirin.
Eğer çocuğunuz varsa bu fırsatı kaçırmayın ve onunla bu muhteşem anları paylaşın. Kim bilir , belki evren ile ilgilenmesi için ona ilham olursunuz !
Evet. Sonunda beklediğiniz an geldi çattı ve bugün bir bebeğiniz oldu. Herkes çok ama çok heyecanlı öyle değil mi ? Ne de güzeldir bir çocuğun doğumu. Türlü özenlerle hazırlarsınız her şeyini o gelmeden önce. Peki şimdi çocuğunuz kaç yaşında ? Ona hala aynı özeni gösteriyor musunuz ?
Bir çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesinin ön koşullarından biri; onu daha doğar doğmaz bir birey olarak görmektir. Ona saygı göstermektir. İnanın hepimiz böyle çocuk yetiştirirsek işte o zaman o özlemini duyduğumuz duyarlı topluma ulaşabiliriz.
Peki çocuğa saygı nasıl başlar ?
1- DİNLEYİN
Çocuğunuzu daha minicik bir bebekken dinlemeye başlayın. O tatlı ve anlaşılmaz seslerle size bir şeyler anlatmaya çalışırken durun ve onun o güzel sesini dinleyin. İnanın minik bebeğiniz sizin onu dinlediğinizi anlayacak ve size daha çok sesler çıkarmaya başlayacak.
2- GÖZLERİNE BAKIN
O tatlı sesleri çıkarırken mutlaka onun gözlerinin içine bakın. Pek çoğumuz yetişkin olduğumuz halde bile bu hatayı yapıyor ve konuştuğumuz kişinin gözlerine bakmıyoruz. Gözler konuşmanın önemli bir parçasıdır.
Yemek yapmak… Kimimize işkence,kimimize bir eğlence gibi gelir bazen. Hayatımızı devam ettirmek,sağlıklı kalabilmek hatta ve hatta mutlu olabilmek için bile yemeğe ihtiyaç duyarız. Eski çağlardan bugüne dek insan kendine türlü yemek fikirleri geliştirmiş ve bunun için çok uğraş vermiştir. Bugün yediğimiz herhangi bir sebze veya meyve,insan eli ile,şimdiki haline gelene kadar türlü değişimler geçirmiştir.
Mutfakta özgür kalmayı mı yoksa tariflerin içine dalmayı mı seversiniz ? Ben her ikisini de severim. Kendi başına yarattığın yemekler belki daha da lezzetli olup sevilir kim bilir… Sahi, siz yemeği size sunan kişiye teşekkür etmeyi unutmuyorsunuz değil mi ?
Bence lezzetli yemek yapabilmenin koşullarından biri de takdir edilmektir. Yemeği size sunan kişiye ellerine sağlık demeyi,gülümsemeyi bilirseniz inanın o kişiden her zaman daha da lezzetli yemekler yersiniz. 🙂
buket'in evreni
Herkes,kendi sınırlarını evrenin sınırları zanneder.